08 Temmuz 2014

CAVİT CAV

90'lı yılların birinde henüz yirmili yaşlarımda iken çalıştığım mahkemenin heyeti ile Ankara  Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin kadabra bölümüne keşfe gitmiştik.  Pek çok tıp öğrencisinin bu bölümü görünce okulu bıraktığı söylentisi efsane midir bilmiyorum ama benim çok ilgimi çekmişti.
Koyu kahverengi sıra sıra dizilmiş kadın/erkek kadabraları uzun uzun inceledim. Bir tanesinin önünde durdum. Yaşlı bir erkekti. Yüzünün yarısını açmışlardı. Yüz kasları görünüyordu.  Dişlerinde köprü vardı. Bakımlıydı.
 O yıllarda yeşil kart yoktu. Özel hastaneler yoktu. Dişlerine bakım yaptıran insanlar kendini bilen güvencesi olan insanlardı. Beyefendi bir görüntüsü vardı.
Merak ettim.
Neden oradaydı?
Hayat hikayesi neydi ?
            Sonra dokunmak istedim. Doktordan rica ettim. Bu isteğime şaşırıp biraz da hayretle eldivenleri geçirdiler elime.
            Gerçek gibiydi. Yumuşacık.
            Etkilendim.
            "Bu insanlar kim?" dedim. " Genelde kimsesizler" dediler.
            Öyleyse bu dişlerine önem vermiş bakımlı beyefendi kimsesiz olamazdı herhalde….
            Öylemiydi yoksa?
            Gözüm arkada ayrıldım. Tabi dua okumayı da ihmal etmedim.
           
            Geçenlerde Sunay Akın'ın gösterisini seyretmeye gittim.
           Bisikletleri olmadığı için yarışamadıkları 1924 Paris Olimpiyatları'na gitme hakkı kazanan girişimci bana göre muhteşem bir insan olan Cavit Cav'dan bahsetti.
           Cavit Cav'ın hikayesi Sunay Akın'ın "Geyikli Park" kitabında uzun uzun anlatılıyor. Ben şimdi burada uzatmayacağım ama sonucunda Cavit Bey son yıllarını Ankara'da bir yaşlılar yurdunda geçirir ve yine bir ilke imza atarak bedenini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerine eğitimleri için  bağışlar. 1982 yılında ölmüştür.
           
90'lı yıllarda başında uzun uzun durduğum dişleri bakımlı amcayı düşündüm sonra. Cavit Bey miydi sizce?



Dipnot: Sadece kendisinin olduğu bir fotoğraf eklemek istedim. İnternette fotoğrafı bile yok maalesef. Sadece iskeletinin fotoğrafı var.

--
nimet
gayet duygusal

07 Temmuz 2014

GAYET MEZUN

4 yıl önce kitap okumaktan, resim yapmaktan, gezme tozmadan sıkılıp; dur şu işyerinin karşısındaki okulu kazanayım da bari bir amacım olsun  diyerek ilk tercihimle girdiğim Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun oldum.
derslere katılmakta zorlansam da,
finallerden vizelerden şikayet etsem de,
okula gitmek zorunda olduğum zamanlarda işyerinden, gitmediğim zamanlarda hocalarımdan azar işitsem de,

benim için bir nefesti.

Örneğin, sıradan bir günün özetinde tempom şöyleydi:  
İşyerinin dinamik ortamından  koşar adım çıkarak devamsızlıktan bırakan hocalarımın derslerine gittim.
Koşar adım 7 dakika süren işyeri ile okul arasında mekik dokudum.
Her zaman en ön sırada oturup her an çıkacakmış pozisyonumu aldım. 
 Eğer ben derste iken  patron çağırmışsa   arkadaşlar  telefonuma mesaj attılar. . Hocadan izin alıp  koşarak işyerine gittim.. Girişte paltoyu arkadaşlara fırlatıp aşağıdan yukarıya asansörsüz çıkmış da gecikmişim gibi "buyrun" diyerek odasına girdim .
Söylediklerini dinleyip sağa sola gerekli talimatları verip, koşar adım tekrar okula döndüm ve    derse kaldığım yerden devam ettim. 
Ders bitti yine aynı tempo ile işe döndüm.

 4 yıl,  tam 4 yıl yağmur çamur demeden aynı tempoda koşturdum durdum.
Neden yaptın bunu derseniz.
Benim için hayat bulduğum, temiz bir nefesti hakikatende. Olmamam gereken bir dünyaya açılan pencereydi. Kafa dağıtma yerimdi.
Ayrıca sınıf arkadaşlarımı da çok sevdim.  Aftan yararlanan Halit Amca'yı bile J

Ondan sonra..
Bölüm ikincisi oldum. Kep fırlatmayı hak ettim, böyle olur bu işler edasıyla göğsümü kabarta kabarta dolaşırken  okul arkadaşım Mehmet Fazıl Erciyes'i   kötü bir motosiklet kazasında  kaybettim.
Benim hiç arkadaşım ölmemişti.
Her şey bir anda anlamsızlaştı.
Daha 23 yaşındaydı.

Mezuniyet töreninde isminin geçtiği her yerde ağlamamak için direndim. Netice itibariyle, biraz buruk, biraz sevinçli tuhaf bir mezuniyet töreni yaşadım.



--
nimet