04 Temmuz 2018

Hamilelik ve Sonrası Geleneklerimiz:)


Evlenerek geleceğe mutluluk yatırımı yapan her çiftin hayallerinin bir köşesinde çocuk sahibi olmak mutlaka vardır. Hatta onlarla birlikte eşlerin  ailelerinin de hayali bir torun sahibi olmak  aslında.J
 Çocuk,  çoğu zaman  evliliğin olmazsa olmazı!
         Bazen yürümeyen evlilikleri kurtarmak adına kullanılan araç, bazen soyunu devam ettirmek adına yapılan bilmem kaç tane kız çocuğundan sonra gelen tek bir erkek çocuk.

Ama umutla baktığımız ! değişen ! toplumumuzda çocuğa bakış açısı ve çocuğu olmayan ailelere bakış açısı tüm yobazlara rağmen süratle değişiyor. Evlat edinen, koruyucu aile olan insanları  sıkça duymaya başladık yada kırsal kesimde yaşayıp da  çocuğu olmayan genç çiftlerin tüp bebek çabalarına tanık oluyoruz. Katı kurallarını  içinde barındıran  eski nesil, yeni nesillere yenik düşüyor ve düşecek.

         Tabi asla değişmeyecek olan gelenek/göreneklerimizi ve batıl inançlarımızı unutmamak lazım gelirJ Bunların içinde komik olanı da var, duygulandıranı da var, eğlendiren de var, umut bağladıklarımız da var. 

         Ne bitirdiğin üniversitenin, ne edindiğin kariyerin öneminin olmadığı, ille de duyduklarımızı, gördüklerimizi yaptığımız, eskiyi yaşattığımız, yenilere örnek olduğumuz ve böylece devam edip gidecek olan  inançlarımız…  Seviyorum ben onları. Bizden ne de olsa:)  

         HAMİLELİKTEN başlayalım mesela; 

         -Çilek, ciğer, domates.. vs. yemeyeceksiniz? Aman ha  bebeğinizde  leke olur.

         İyi de neden olsun J nedir mantıklı açıklaması?
Tabi hepimizin bildiği gibi hiçbir mantıklı açıklaması yok J, ama  iç sesinin sana sorduğu ACABA? sorusu varya! bir süre sonra en baba batıl inançlara uyum sağlayan biri haline getiriyor insanı. 

-Elini uzatma bebek bağı kopar.

Bunu ben doktoruma sordum. Çünkü annemin ilk tembihi bu olmuştu. Doktor, “hayır kesinlikle böyle bir tıbbi olay yoktur. Dileğin gibi hareket edebilirsin” dedi.
 Peki genel olarak yapılan nedir? Uzanmıyoruz arkadaşlar! Bilinçaltı etkileniyoruz belki, belki de temkinli davranıyoruz ne olur ne olmaz. İşte ACABA? sorusu yine geliyor zihnimizeJ

         -Yüzün bozulmuş, çillenmiş, şişmişsen, karnın yayvan, kaşın, kirpiğin dökülmüşse kesin kız çocuğun olacak!
         Güzelleşmişsen, karnın top gibiyse kesin erkek çocuğun olacak!

         Peki bu neden? Acaba toplumun bilinç altı olarak hep erkek çocuk istemesinden dolayı erkek çocuğa hamile kalmış anneleri güzelleştirme çabalarından kaynaklanıyor olabilir mi? Ki feminist damarım öyle olduğunu söylüyor. 
         Fakat bu bende tuttu Burnum karnımdan büyüktü bir kız çocuğum oldu J


         -Ekşi yiyorsan kız çocuğun olacak, tatlı yiyorsan erkek çocuğun olacak.

         Peki bulduğun her şeyi yiyorsan ne olacak J


         -Bebek anne karnında hareket ederken kime bakarsan ona benzermiş. Örneğin renkli gözlü birine baktıysan renkli gözlü olurmuş.

         Ben bunu da denedim itiraf ediyorumJ Birebir çalıştığım mavi gözlü Başkanımın gözlerine dik dik baktım ama  biyolojik oluşumun imkansızlığını batıl inançlar başaramadı  elbetteJ

         - Çocuk sahibi olsalar da olmasalar da her zaman bizim gözümüzde ANNE  olan kadınlarımız için yapılanlar da ayrı bir hikaye, ayrı bir yazı dizisi aslında. 
Bu kısım iç acıtan kısım, bu kısım umut dünyası, çaresizlik anında her sese kulak verdiğin zaman, her sese alındığın, üzüldüğün zaman. Yapılanlar yöreye göre değişiyor aslında, fazla deşmeden kısaca özet geçeyim.
          Doğum yapamayan kadın yatırlara, türbelere götürülür. Buralarda dualar edilir, kurbanlar kesilir, adaklar adanır. Hocalara gidilir, muskalar alınır. Okunan yiyecekler yenir, içecekler içilir. Kadının beli çekilir ve beline kara sakız vurulur. Zeytinyağı ile kaynatılan kömeç buharına oturtulur ve suyu içilir. Bal peteği kaynatılarak buharına oturtulur. Kaplıcalara götürülür.
         Bir de her nereye gitmişsen ve es kazara çocuk olmuşsa. Türbesi olan kişi yada gittiğin kişinin adı çocuğa verilir. İşyerinde böyle bir mesai arkadaşım vardı benim. Bir insan niye çocuğuna “Satılmış” ismini koyar dedim. Sebep buymuş. İlginç olan kendisinin de çocuğu olmamış, aynı türbeye eşini götürmüş bir kızı olmuş. “Ay kızının adını da Satı mı koydun yoksa” dedim. “Evet” dedi. !

         Yukarıda da dediğim gibi yeni nesil tek çözümün Tıp Biliminde olduğunun farkında ama çoğu toplumda bunlar ille de yapılıyor maalesef. Çaresizlik belki de şaşkınlık içinde yapılan bu inançları çokta yadırgamamak lazım. Herkes ne istiyorsa o olur inşallah. 
        

EVET… BEBEK DOĞDU ...J şimdi ne olacak? Hemen devreye girecek bizim inançlarımız haliyle. ! 
Evde doğum artık azaldı ama yinede var tabi. Yaşamadık, şahit olmadık ama duyduğumuza göre evde yapılan doğumlarda ebe,  bebek kordonunu uzun kesermiş bebeğin sesi güzel olsun diye. Bebek tuz ile ovulurmuş,  bazılarına göre bebek ter kokmasın diye bazılarına göre bebek çetin geçen kış şartlarına ilerideki  yıllarda rahat uyum sağlayabilsin diye.
Bebek kordonuyla ilgili genel olarak hepimizin bildiği bir inancımız daha var o da;  bebeğin kopan göbeğinin gömüldüğü yer. Örneğin büyüsün üniversitelere gitsin diye göbeği üniversite bahçesine gömmek gibi J Yada namazlı niyazlı olsun diyerek camiye gömmek gibi.

         Bunu da yaptım ben.J Tıp fakültesinin bahçesine gömdüm. Ama şimdi pişmanımJ! Ne olacak şimdi?
        
         LOĞUSA ŞERBETİ de sıkça duyduğumuz adetlerimizden biridir.
Eskiden, bebek erkek ise, sürahiye kırmızı kurdele, kız ise kırmızı tülbent bağlanarak dağıtılırmış. Şimdi de Lohusa şerbeti, doğum sonrası ziyarete gelen kişilere ikram edilmesi adettendir. Ayrıca lohusa anne de içerse sütünün artacağına inanılır.
BEBEĞİN DİŞİ ÇIKTIIIII....
Mesela bizim oralarda bebeğin ilk dişinin çıktığını kim farkederse anneye bakır hediye eder. Ama tartışmasız her yerde en yaygın olarak yapılan diş buğdayı kutlamasıdır. Eve akrabalar eş dost yakınlar çağırılır. Gelemeyen komşulara da bir tabakla diş buğdayından gönderilir. Bu tabağın ev sahibine boş gönderilmesi ayıp sayılır. Tabağı iade ederken içine küçük bir hediye konur. Hatta dargınlık varsa arada bu vesile olur ve dargınlıklar unutulur.
Diş çıkartan bebek diş teyzesinin kucağına oturtulur. Önüne çeşitli eşyalar yerleştirilir Bunlardan hangisine uzanırsa onunla ilgili bir meslek edineceği düşünülür. Hediye seçerken buğdaydan biraz başına serpiştirilir. Yine dualar okunur.

Diş hediği kutlamasına gidenler eli boş gitmezler. Bebeğe mutlaka hediye götürülür.


ÇOCUĞUN KIRKI ÇIKTI ne olacak şimdi? Nedir kırkı çıkmak? nereye çıktı? J
Bebek doğduktan 40 gün sonra "bebeğin kırkı çıktı" denir ve kırk banyosu yaptırılır. Bebek 40 günlük olmadan dışarı çıkartılmaz. 40 gününü dolduran bebeğin artık yavaş yavaş uyku ve beslenme düzeninin de oturmaya başladığına inanılır.

            Ben yaptım ama biraz değişik. Annem bana “40 kaşık suyu bebeğin yıkanma suyunun içine bildiğin duaları okuyarak dök, sonra bebeği bu su ile yıka ve ondan sonra da gün yüzüne çıkartabilirsin” dedi. 40 Banyosunu yaptırdıktan sonra bebeğimi kaptığım gibi İstanbul a gittimJ


Biter mi  ?
Bitmezzzz....

Bu toplum asla yakanızı bırakmazzzzzz...





24 Mayıs 2018

UBER

Geçenlerde Prag'daydım. ( gitmeden duramıyorum yaw :)  ! )

Dur şimdi konu o değil.  Yolculuktan önce "uber" uygulamasını indirip öyle gittim. İlk defa yurt dışında kullandım. Muhteşem bişeymiş ya. Gerçekten de öyle. Büyük konfor.  O kadar memnun kaldım ki Prag'ın güzelliğini gölgeledi. Dil bilmenize gerek yok. Para alışverişi yok. Konuşma yok.  Hangi arabanın geleceği, lokasyonu, kaç dakikada yanında olacağı, markası, kullananın kim olduğu,  hepsini veriyor sana. Sen sadece plaka numarasına bakarak gelecek olan amcayı bekliyorsun o kadar.

-Nimet misin?
-Evet Nimetim

devam öyleyse...
 konu bu kadar:)

Prag bize göre biraz ucuz olduğu için heryere uberle gitmemize rağmen 160 türk lirası harcamışız.

Gelelim Prag'a;

Elbette çok güzeldi. Paris'den daha çok beğendim. Bir daha gider misin dersen giderim evet. Ama size tavsiyem sevgili yada eş ile gidin.  Özeniyor insan. :)

Romantik, gece hayatı var,  mağazalar bakkallar geç saatlere kadar açık, yemekleri güzel.  Biraz kalabalık ama o da tuzu biberi. Sonuçta kalabalık yapanlardan biri de siz oluyorsunuz.

Kız başınıza rahatlıkla bir striptiz bara gidebilirsiniz mesela gayet nezih. Seks müzesini illaki gezin bana göre. Caz barlara gidin. Tarihi binaların içerisindeki klasik müzik konserlerine bilet alın. Akşamı ayrı eğlence. Gündüzü ayrı eğlence.

Her yurt dışı ülkesinde olduğu gibi içkiler çok ucuz tabiki. Hemen bir market bulun bir içki alın içe içe gezin. :) Biraları muhteşemdi zaten anlatmaya gerek bile yok.
Kendi halkının hepsinde bira göbeği vardı. Bizim çay bahçeleri gibi bira bahçeleri var mesela. Piknik masaları, çardaklar, çocuk parkları filan. Süper bir ortam. Bayıldık.

Yemekleri de lezzetliydi. Ördek eti, tavşan eti orada tavuk gibi bişey. Prag parasını almak istiyorsanız Türkiye'den alın öyle gidin. Çünkü orada çok kazıklanıyorsunuz.

Aa bu arada THY'dan tazminat da aldım ben. he he:) Ankara'da yaşadığım için maalesef yurt dışı  direk uçuşları bile erkeklerin sıkça gittiği yerlere var. Ukrayna gibi, Kıbrıs gibi. :) Hep İstanbul aktarmalı gidildiği için sevgili THY benim biletlerimi başkasına satmış. ! Otobüs işletmesi gibi nasıl böyle bisey yaptı anlamadım.  Enteresandı. Sonuçta ben talep bile etmeden yeniden bilet düzenleyip bi de üstüne tazminat verdiler. Canlarım benim:)

Sonuçta gitmeyi düşünüyorsanız gidin hiç tereddütsüz. Turla gidiyorsanız tura fazla katılmayın kendiniz takılın derim ben. Çünkü turlar Prag'ın içini gezdirmiyor civarını gezdiriyor.


Seks Müzesinden:) Mekanizmayı anlayabildiniz mi? :) 

15 Şubat 2017

Osman bu yazı senin için...


Biliyorsunuz ama  ben yine de altını çizeyim.
Nazan büyüdü.
Nazan büyüdü deyince konu bitti sanki ama aslında yeni başlıyor.

En büyük gelişme dolmuşa binmeyi öğrendi. !! Benim için gelişim evresi toplu taşım arabalarına binip yön bulma olayını öğrendiği vakit tamamdır.

Bu arada arkadaşı Osman sayesinde Nazanla ilgili eski yazılara bakınca "ne sevimliymiş" , "ne güzel günlerdi" diyorum ama derseniz ki,  o hali mi bu hali mi? Elbette şimdiki hali diyorum.

Mesela beraber içebiliyoruz.  Var mı bundan ötesi :) Çocuk büyüyene kadar kola içirme zararlı diye,  büyüsün "al yavrum sana şarap" de. Eeee... bu da nimet anne farkı ne yapalım. Kontrol manyağı annelerden olamadım, olamıyorum, olamam da.
-Kırmak mı istiyorsun çocuğum, kır gitsin. Yerine konulacak şeyler için üzülme.
-Dökülsün yavrum temizleriz.
-Ders çalışmak istemiyor musun. Çalışma. Senden kıymetli mi?
-Okula gitmek istemiyor musun . Gitme. Ama devamsızlıktan da kalma. Artık onu da kendin ayarla o kadar da değil. ...
Tek kuralımız başkalarının evinde kalınmaz. (Bir kaç arkadaşı dışında)

Her geçen gün,  nesil farkını hissettirecek kadar beni şaşırtabiliyor.
Herşeyden öte komik çocuk.
Hala komik komik laf1ar ediyor ama artık bunu ifşa edemiyorum çünkü o artık bir genç ve hala biraz ergen. Çok bulaşmamak lazım gelir.

Netce itibariyle, eskiden anne/babalarımızın bizim için endişeleri, "kötü alışkanlıkları olmasın, kötü arkadaşları olmasın" olurdu.
Benim içinse Nazan zaten kendisine nasıl bir yol çizeceği konusunda kişiliği gelişmiş bir çocuk ve hatta kötü alışkanlıklar, kötü arkadaşlar konusunda da yeterince bilinçli.  Tek endişem tecavüze uğramasın bombalı saldırılarda patlamasın. Geri kalan herşey hikaye.

Raad ol Reis:) 

Nimet
Gayet Anne

22 Eylül 2016

2016

Bazı anılar diğerlerinden daha ayırt edici oluyor.
Dost sohbetiyle birlikte, şarkılar mırıldanarak içtiğin bir duble rakın.
Dönüşündeki kavuşma anı.
Seni bekleyen yavrular.
Herşeye rağmen pembe baktığım dünyam.
Sıradaki umutlar...
Sıradaki yolculuklar...


Gayet Nimet