22 Aralık 2006

GİT BAŞIMDAN 2006:)



Ne uğursuz ne mendebur bir seneydi bu böyle. Pek bi hevesli girdim 2006 yılına. Çift rakamlar bana uğurlu gelir dedim. Yüzümü kara çıkardın 2006. Hiç sevmedim seni.
Tabi iyi zamanlarım da oldu.  Hepten hakkını da yememek lazım şimdi kendisinin.
Kızım okula başladı. Pek güzel oldu:.

Zamana inat yine Yargı Mensupları Resim Sergisine katıldım.









Dostlarımla bol bol vakit geçirdim.
ANKAN kariyerim son sürat devam etti.
35 yaşımı bitirdim.  Göz altı kremlerine başladım:)
Bu yıl okuduğum kitaplar arasında en çok PİRAYE yi beğendim. Seyrettiğim filmler arasında en çok kuzenler, frankie and jonny falling in love güzeldi. Başka bir filmde Ethan Hawk'ın bakışlarına aşık oldum. Liseden bu yana ilk defa ulaşmamın imkansız olduğu birinin özgemişini araştırdım. Benimle yaşıtmış:)
Yılmaz Özdil'in yazılarını yine hiç kaçırmadım. İçten, akıllı, yerinde, anlaşılır, çocuk sevgisi dolu.
Crescentim ve çekirdek ailesi ile birlikte tatile gittim:) Uzun zamandır yaptığım en güzel tatildi.
Yaş itibari ile bu yıldan itibaren kokoş olma yolunda ilk adımlarımı atarak kırmızı öje sürmeye başladım.
Git başımdan 2006!!
nimet

19 Aralık 2006

Married with Children!!

Bişeyi kafaya taktımıydı takıp, dibine kadar gitme huyumu hiç sevmiyorum. Bazen çok zararı dokunuyor.

Taktımya saçları sarıya boyatsam nasıl olur diye. Hedefe kilitlendim bi kere tutabilene aşkolsun:))

Cumartesi günü tasımı tarağımı, kitabımı vs. topladım kuaförümde konuşlandım.
Kuaförde vakit öldürmek acayip gıcık ve can sıkıcı bu arada:))

Hayır ne alemi vardı şimdi durup dururken saçları sarıya boyatıyorsun. Niye sardunyacığımı, crescentimi dinlemedim ben. Niye burnumun dikine giderim her zaman bilmem ki.
Sarışın sarışın geleneksel ANKAN Balosuna gittim. Can dostlarımın tepkisi olumlu oldu ama benim içime sinmedi. Elimde bir ayna:)) manyak gibi devamlı kendime bakıp bakıp hindi gibi düşündüm:))) Evli ve çocuklu dizisindeki anneye benzettim kendimi:)) Sıradan olmak daha iyiydi.

İki gün sabredebildim. Dün akşam gecenin 9'unda kuaföre dar attım kendimi. Çabuk beni eski halime getir talimatı biraz sert geldi ama eskiye dönmek sakinleştirdi neyse ki:))

Mazbut ev hanımı rolü yapışmış bi kere üzerimize:)) sıyırıp atmak zor olacak anlaşıldı:))

nimet

13 Aralık 2006

MESAİ!!


Şu resim çeken cep telefonları varya!! Tamam tamam!! masam için temizlikçi kadın tutacağım:)) esasen masanın tüm fotosu var:)) Bu kısım üçte biri:)

nimet
salaş

06 Aralık 2006

SOFRA ŞARABI:)

Akşam işinden çıkıp kapanan yollar, değişen güzergahları atlayarak ve hatta kızımın tabiriyle bazlaytır (pc) oynundan bile daha zor olan engelleri aşarak evinin bulunduğu muhite geliyorsun, hadi son bir gayret markete de uğrayım da öyle eve gireyim psikolojisi içindesin.

Sabah asker gibi olan saçlar savaştan yorulmuş, dağılmış. Sürdüğüm göz altı kapatıcısından eser kalmamış, mor halkalarım gökkuşağı edasında sergiliyor kendini. Paltonun yakası paçası bi yerde öylesine bezgin bekir gibi girdim markete. Ben öyle yavaş yavaş ilerlerken yanımdan; uzun boylu, sarışın,saçlar fönlü, topuklu ayakkabılarını yere baston gibi vurarak attıra attıra yürüyen:) bir kadın geçti. Ne aldığını bilir edasıyla sepetine iki tane şarap attı.

Hiç şarap kültürüm yok. Benim içki kültürüm rakı ve meze çeşitleriyle sınırlı:))

Kadının yanına yanıştım ufaktan. "niye o şarabı aldınız" dedim. Çok ta ucuz bu arada. Ben olsam bu ucuz deyip almazdım. Pahalı olunca daha iyidir ya hani!:)

Herneyse sarışın bomba bana döktürdü resmen. Bu sofra şarabı, filan şu dur, şunu da alsanız olur ama şuna şuna hiç para vermeyin......

Yalnız bendeki vaziyet "hadi ya!" şaşkınlığında öyle bön bön bakar evli ve çocuklu kadın bakışı:)

Sarışın bomba döktürdü döktürdü şarabını da aldı gitti ben hala şarap reyonunda "alsam mı, içsem mi, niye almak istedim ki şimdi ben canım, hayır ne gerek var ki, aybaşı değil-yılbaşı değil, özel bir günde mi alsam ki, aman al be şurdan bi sofra şarabı:)) iç şu sarışın bombaya inat, hatta dur şu da sert olanıydı onu da al"

Eve elinde iki tane şarapla girmiş eşe kapıyı açan bir diğer eşin bakışındaki panik değişimini algılayabiliyorsunuz o an:)
-Bugün günlerden neydi, özel birgün müydü. Unuttum mu?
-Misafir gelecek!
-Şaraplığa koymak için dekor lazımdı tabi
-Hayırdır inşallah!!!

Sofra şarabının tadına baktım fena değildi. Ürgüp ten aldığım pahalı şaraplardan çok daha güzeldi. Afferin sarışın bombaya işi biliyormuş hakkaten.

nimet

27 Kasım 2006

Etli Sarmam!

Kim icat etti ki! hayır ne gerek vardı sen kalk yaprakları topla sonra ortalarına koy bişeyler dola dola dola... saatlerini verdiğin emeğin bir lokmada bitiversin. Adamlar puro yu sarmışta memleketlerini düze çıkarmış bizimkisi de laf yani. Boş durma boşa çalış.

Edizle Nazan dün Basket maçına gitti. Öyle evde boş boş kalınca içimdeki melek hadi dedi bugün evinin hanımı ol, süslenip püslenip sokaklara çıkma nedir yani aaaaa!!bi yere kadar, kalk etli sarma yap! Uydum tabi iç sese:))
Şöyle keyifli de bir film koyayım. Hem sarıp hem seyredeyim. Arşivdeki filmlerimizi karıştırdım Babam ve Oğlum geldi elime. Seyretmemekte direndiğim bir film. Canım da ağlamak istiyor sanki, ne zamandır da ağlamadım. Ismarlama ağlama olur mu demeyin oluyor vallahi:)) pekde güzel oluyor. Ulan evde de kimse yok. Şöyle keyifli keyifli ağlasam mı ki, birkaç da ağlama mevzum vardı hani onları da devreye soksam filmi bahane etsem dedim.

Karar verildi. Tezgah tamam. Dolmanın başına geçildi. Film başlatıldı...

Kendimi ağlamaya odakladığım için mi yoksa hakkaten çok dokunaklı mıydı neydi dakka bir gol bir başladım ağlamaya. Yanımda bir paket peçete:))) Dolma mı sardım nereme sardım. Yaprağın tersi düzü nereydi. Bu dolmada nerden çıktı, kim icat etti lan bunu isyanını o zaman yaşadım işte:)

Ağla ağla ve ağla film bitene kadar ağladım. Gözlerim davul gibi oldu. Bir tencere dolma sardım. Başım gözüm ağrıdı. Ağrı kesici aldım. Uzunca bir süre ağlayacağımı önceden bileceğim bir film seyretmemeye karar verdim. Psikolojim bozuldu. Mutlu olmak için yarattığım duvarlarım yıkıldı resmen. Yok yok bana göre değil böyle film seyretmek. Töbe bi daha seyretmeyeceğim.

Ama dolma saracağım bak:)) Keşke komik bir filmle sarsaydım kendisini haksızlık da ediyorum şimdi. Pek de lezzetli olmuştu. Diyarbakır usulü ekşili dolmam.

Sabah işe geldiğimde gözlerimde hala dünün şişliği vardı. Ama iyi oluyor yahu. Göz kapaklarının üstü şiş olunca makyaj daha kolay yapılıyor. Doğal botox gibi bişey:))

Ama en komiğide eve dönen ev halkının seni o şekilde görmesi:)))))) Dehşete kapılmış gibi bakan gözler:))) Çocuğa da belli etmemek için çabalayan soru soran gözler. Yok bişey ediz babam ve oğlumu seyrettim:)) deyince edo dan koca bir
-haaaaaaaa çıktı:))))


nimet

22 Kasım 2006

Ankara'dan abim geldi...

Evde bir bayram havası
Annem/Babam onu çokkkk sevirmişşş..... (dım dım dım)

öyle inceden inceden bunu söyledim kaç gündür.

Uzaklardan ablam geldi. Yüzümüzde güller açtı. Özlediklerimizin birazı çıktı gitti, bırakacaklarımız acı verdi. Ayrılık çok zor. Gurbet hepsinden zor. Bugün yolcu ettik yeniden. Bir sonraki görüşmeye yelken açtık hep birlikte.

Dağınık yaşayan aile fertleri toplaştı baba evinde.
Annemle Babam da kendi evlerinde değildi bu arada onlarda evlerine geldiler ve harbi harbi toplaştık yani. 
-
En tatlısı da yiğenimdi tabiki.  Nazan ilk defa bir rakip ile karşılaştı korkunç kıskandı. Onu hiç böyle görmemiştim.
Can oğlumuz 3 yaşını henüz doldurmadı. Çocukların çat pat konuştukları tatlı zamanları yani. Ama bir şarkı söylüyor ki çok komik. Hala içimden onu söylüyorum. Şarkının aslını çok merak ettim. 
 Bakıcısının oğlu sıkı arabeskçilerdenmiş, e papağan çocuklarda ne duyarlarsa onu tekrarlamak ihtiyacı duyarlar ya:)
Şarkının veya türkünün bilemiyorum sözleri şöyle; yalnız tabi bunu söylerken arabesk formatında söyleyeceksiniz.

Sokak kadınıııııı.....
Allahsız sürtükkkkk.....
Biz neler gördük.... ULANNNN (burda eller isyankar açılıp bağırılıyor)
:)

Umarım tez elden bu bakıcıdan kurtulurda kreşe başlar ufaklık.

Yıllık iznimden iki gün koparmıştım. Bugün başladım. Yeniden mesai yollarındayım.

nimet

14 Kasım 2006

FORMATLANDIM!

Bilgisayarım format yedi. Ohhh tertemiz oldu. Bayram temizliği gibi.

Karşımdaki ekran ve içindeki evrenle o kadar haşır neşirim ki bazen ekranın içinde olanlar gerçek hayatta da oluverecekmiş gibi geliyor..
Örneğin hayatı da formatlasak diyebiliyorum. Format esnasında kaybetmek istemediğim bilgi ve belgeleri başka bir yere yüklesem. Ailemi, malımı, mülkümü:) onlarsız olmaz biliyorsunuz. Saklamak istediğim arkadaşlarımı da alsam bir kenara geri kalanına format atsam.
Hatalarımı tekrarlamamaya çalışarak yeniden başlasam mesala:) güzel olurdu değil mi.

Yada ne bileyim hayatta bir geri al tuşu olsa.
-Ayyy niye söyledim şimdi ben bunu !!! dediğim anlarda örneğin,  hop geri al tuşuna basıp yeniden densizlik yapmadığım anıma dönsem:)
...

geçen hafta çookk eski çocukluk arkadaşlarımdan birini gördüm. Sesini duydum.
Fazla muhabbet edemedik ama yinede Tunalı'da rastlaşmak güzel oldu. En kısa zamanda buluşmak dileğinde bulunduk ama en kısa zaman kaç yıla tekabül eder bilmiyorum artık. Hayatıma format atarken onu da saklanacak belgeler arasına alacağım:)

Şu anda bu satırları yazarken aslında kardeşim ameliyatta. Gözünden ameliyat olacak. Çok mühim bişey değil ama aklım onda. Ben her zamanki gibi izin alamadım. Önceden randevulaştığım davacılarımla ifadeleşmelerim var.

Sabah kızımı etüd e bıraktım, bırakılan çocukların bükük boyunlarını görmeyeli uzun zaman olmuştu:(

Bu günlerde sonbaharın güzelliklerini bol bol yürüyüş yaparak yaşıyorum. Çok güzel, çok duygusal. Duygusallaşmayı ve hatta romantikleşmeyi pek sevmesemde olasım var.

Böyle daldan budaktan konuşasım var.

Dostlarımla buluşup içesim var.

Alışveriş yapasım var.

Sonbahardan kesin:)

nimet

06 Kasım 2006

Başınsağolsun Baba!!

Babamın ismi rahmetli İsmet İnönü'nün ismidir. Dedemin bir erkek evladı olunca İsmet olacak demiş. İsmet İnönü vefat ettiğinde sigaraya başlamış. Ona keza Babam da Bülent Ecevit hayranıydı. Hayranlıktan öte tutkundu, bağlıydı. Belli ki üniversite yıllarında makaryos'a ölüm!! sloganlarıyla Kızılay meydanına yürürken kazanmıştı bu sempatisini.

Muhafazakar görüşlere sahip olan Büyükbabam 5-6 yaşlarındaki ablamı kızdırırdı. Ablam hırsla kalkar, avazının çıktığı kadar HALKÇI ECEVİT....HALKÇI ECEVİT diye bağırırdı:) neticesinde kahkahalarla gülünen sıcak bir aile ortamı yaratılırdı. Ablam, okuma yazma öğrendiğinde eylemlerine anneannemlerin evinin duvarlarına Halkçı Ecevit yazarak devam etti:))

Bana gelince;
Ankara'da politikacılarla yaşamak kolay değildir arkadaşlar. Herhangi bir milletvekili geçecek diye koskoca caddeler kapatılır, Başbakan evine gidecek diye yollar boşaltılır. Benim çocuğumun servisi gelecekmiş, ben yetişemeyecekmişim, yavrum ortada kalacakmış onların umrunda olmaz!! Onların yol kapatmalarından bilmem neredeki sokakta Ambulansın kalacağı, belki de içindeki hastanın öleceği gerçeği de onların umurunda olmaz.

Ama birinin umrundaydı.

Kızılay meydanının fıkır fıkır olduğu zamanların birinde ve tam da orta göbeğinde karşıdan karşıya geçiyordum. Reno marka resmi arabayı farkettim önce, allah allah ışıkda duran bir meclis üyesi!! kimmiş bu ayol:)) diyerek arabanın içine baktım. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit! makam koltuğunda oturuş sebebini özümsemiş bir Başbakan olarak kırmızı ışığında durmuş VATANDAŞ larının geçmesini bekliyor paşa paşa. O zaman Ablamı düşünmüştüm tebessümle:) Abla işte HALKÇI ECEVİT!!

Başınsağolsun Babacım.

NİMET

05 Kasım 2006

GELDİ


Daha sararıp döküleceklerdi ama misafir erken geldi, hop oturdu baş köşeye.
Balkonumun yegane komşusu dut ağacı bu:)
 Her odadan ayrı bir manzara bizim ağaçlar.

Bazen hırsız girecek korkum olsada,
bilmediğim emvai çeşit böcekleri getirselerde, evimizin içini karanlık yapsalarda,
balkonumun içine kadar giren dalları içim yanarak koparsamda,
dört bir yanımı çevreleyip yeşillik yüzü gösterdikleri için teşekkür ederim kendilerine. Tabi birde kış manzaralarını doyasıya tatdırdıkları için:)

E günlerden pazar olunca ve sabah kalktığında yılın ilk karı ile süpriz bir şekilde karşılaşınca bir eğlence bir eğlence sorma gitsin. Bakalım hafta içi de aynı güzellikte olacakmıyız:)

29 Ekim 2006

GİZLİ KADINLAR ÖRGÜTÜ


Serhat Ayan'ın ikinci kitabı Gizli Kadınlar Örgütü yeni çıktı. Süper bir kitap olmuş Serhat, ellerine, beynine sağlık.
Fakat Kadınların aslında bir örgüt üyesi olduğunu düşündürecek kadar ne yaşadın merak etmedim de değil doğrusu:)  
Nasıl bir hayal gücüdür pess!! inanılmaz sürükleyici, enteresan bir kitap olmuş.
İtiraf edeyim basılmamış halini okumak bu kadar heyecanlı olmamıştı.

Netice itibariyle bizi keşfettin bu iyi olmadı!

Aslında hakkaten bir örgüt üyesiydik biz! Stratejimizi değiştirmemiz gerek şimdi.

kod adı

nimet

26 Ekim 2006

ÖZÜM







Bayramda memleketimdeydim. Hiç eve gelmek istemedik ailecek. Üç kuşak bir aradaydık. Sevgili blog dostlarım, ailem, evlatlarım:) günce'nin güncesi ve alican'ın çiftliği ile bol bol blog sayfaları muhabbeti yaptık. Gizli takipçimiz Teyzem de katıldı arada bize:)
Piknikler, gezmeler, tozmalar yapıldı. Binbir çile ile verilen kilolar tatlılar, dolmalar yenilerek itina ile geri alındı.
Kapısını çalmanıza gerek olmayan çünkü anahtarı üzerinde olan anneannemlerin evine gelen gidenin sayısı belirsizdi yine tabi. Baklava ve yanında dolma servisleri, çay içermisiniz.... karnınız açmı? Allahaşkına yeyin... :) muhabbetleri.

Fazla söze gerek yok aslında neden gelmek istemediğimizi anlamak için resimlere bakmak yeter  bana göre.  

14 Ekim 2006

neden koyun?

Nazana koyun sayarak uyumayı öğretmeye çalıştım veya çabaladım yada belki uyur diye ümit ettim diyelim. Bu öğrenilir mi, kim icat etti ve hatta bir faydası varmı bilmiyorum zira koyun kardeşlerin bana hiç bir faydası olmamıştır:)) ama ümit ümittir kıranlara selam olsun diyerek çıktım yola.

- Bak şimdi bir çit var, arkasında da bir sürü koyun.
- Çit ne anne?
-Tamam çit değil duvar var. Şimdi o koyunlar duvarın üzerinden tek tek atlayacaklar. Sende koyunları sayacaksın tamam mı?
-Neden
-İşte
-e peki o zaman
-Bir koyunnnn/iki koyunnnnn/üç ko........
-nazan içinden sayacaksın bağırmadan, sessizce
-ha tamam
-sen sayıyormusun anne
-evet
-kaçıncıdasın
-bilmiyorum, karıştırdım yeniden başlayacağım
-ben onbirincideyim

ya sabır sessizliği!!!

-anne 44 e kadar saydım yeter mi
-yeter nazan!!!!!
-şimdi uyu lütfen!
-her gün mü sayacağız anne koyunları
-neden 44 e kadar saydın nazan
-çünkü 44 e kadar saymayı biliyorum anne!

:)))))))))))

-bir iki üç tıp konuşanın ağzına yılan girsin

............................................

09 Ekim 2006

ÖRTMENİM:))

"anne ........... gidebilirmiyim? "
Nazanın ilk izin alışında bir garip olmuştum ben. Annemle olan ilişkim bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçmişti. Vay canına ben anneyim diye düşünmüştüm:))) ve hatta benden izin alıyor!!! diye de garipsemiştim kendimi. Alıştık tabi, alışıyor insan bilirsiniz:))

Ama bu hafta sonu ilk Öğrenci Velisi oluşum idi. İlkler hep güzel. Koskoca veliyim ben çekilin şöyle kenara, alçak dağları ben yarattım, yüksek dağları öğretmen yaratmış olmalı konumunda oturdum öğretmenin karşısına:))

Çoğunluk annelerden oluşuyordu. Hal böyle olunca mevzu benim çocuğum zeytin yemez, yok bizimkisi kesinlikle peynir yemez, onun yerine çikolatalı ekmek verseniz. Süt vermeyin meyve suyu verin. Benim çocuğumu birisi dövmüş. Bak eve şu vaziyette geldi, hırkası kayboldu, Kaan dövmüş, hırkasında da kaan yazıyordu, ama sınıfta kaan diye biri yokki!!!! ..... bıdı bıdı bıdı.

Peynir zeytin yemezse yemesinler, ölmedi ya peynir yemeyince, nazanı üç yaşından beri kreşte dövüyorlar zaten. E çocuk dövülecekte dövecekte elbet. Kaan da herkimse senin çocuğunu dövmüş hırkasını da almış bu kadar basit anlamadın mı:)) Mevzular basite indirgendi. Hoşuma gitmedi. Bir ara sıyrıldım şöyle bi uyum meselelerini, özgüvenlerinin durum vaziyetini sordum. Peynir, zeytin yemezcilerin hoşuna gitmedi. İki tane de baba vardı, beni desteklediler. Biz üçlü grup ve peynir zeytincilerde kendi aralarında gruplaştılar hemen:)) Birde Abidin diye bir çocuğun ismiyle dalga geçiyormuş çocuklar:))) çok fenalar ya:))
yer yer komikti yan yan gülümsediğim çok oldu.

Edizle, Nazan beni camdan seyrederlermiş dışarda meğer:) Toplantı bittikten sonra Nazan
- anne çok mu sıkıldın? diye sordu. Tabi çocuğa bir sürü beyaz yalan söyledim. Öğretmen senin için şunu söyledi, sen şöyle şöyleymişsin meğerse. Bak şunu da yapmışsın. Aferim sana vesaire vesaire....

nimet

03 Ekim 2006

Yürü Ya Kulum Nimet!!

-Kahvaltı yaptınmı
-Simit var gel, hasan çay getir
-Bak senin sevdiğin pastaneden aldım hadi gel
-Poğaça yemeyin oğlum sırf yağ lan!
-Yine mi dört zeytin getirdin cimri
-Yok ben almayım diyetteyim (bu kesin ben) :)

Devam...

-Öğlen ne yiyeceğiz
-Öğlen ne yiyeceksiniz
-Ben evden getirdim
-Yine mi tavuk döner, yumurtlayacaksınız oğlum.
-Bu öğlen bi yere gitsek ya.
-Tamam gidelim bende salata yerim (buda kesin ben) :)

muhabbetlerinin sonunda yenilen öğle yemekleri, devamında yapılan sigaralı/çaylı sıcak sohbetler. Mesai saatinin başlamasından duyulan mennuniyetsizlik. Çok yemişim, bana dokundu yahu, çok yemeyecektin pis boğaz muhabbetleri ...  :)
 mesai saati dilimi içindeki vakitlerimizde meğer ne çok yer kaplarmış.
Araya ramazan giripte kahvaltılar, öğlen yemekleri kesilince yapacak birşey yokmuş gibi sanki. Bir boşluktaymışsın gibi. Saat 16.00 olunca yemek tarifleri vermek zorundaymışsın gibi....

Hal böyle olunca öğlen çıkıp yürüyüş yapayım dedim fakat beceremedim. Kendi başıma etrafa bakarak salına salına yürümeyeli uzun zaman olmuş. Bi yere yetişecekmiş gibi kafam önümde hızlı hızlı yürüdüm.  Kan ter içerisinde kaldım.

Saç baş dağınık, altlarında bol eşofmanları, mendebur suratlı (burdakilerin hepsi öyleydi)  teyzeleri mahalle bakkallarına giderlerken görmek ilginçti tabi ama hepsi bundan ibaretti.

Yeniden işyerimin dokunulmazlığına dönmek yürüyüşten daha iyi geldi.

nimet

27 Eylül 2006

RAMAZAN

Eskiden ramazan deyince, iftarda içtiğim tarhana çorbası, yanında salata, dedem ve ben dahil, evden ayrılmayan diğer aile bireylerinin bulunduğu sofralar gelirdi aklıma.

Şimdi ramazan deyince aklımda daha çok davul var. Eyvah yine davullar başlıyor paniği içindeyim. Zira geceleri insanların normal konuşmalarının evimizin içine naklen ulaştığı Ankara'nın dar sokaklı eski semtlerinden birinde oturuyorum.

Mahalle eski olunca oturanların yüzde sekseni yaşça 60 ın üzerinde insanlar. Yaş böyle olunca bu işin tansiyonu var, başka rahatsızlıkları var o sebeple sanırım oruç tutan pek yok ki evlerde kalktık işte, alın ışığı da açtık sinyali veren de yok.
Bu duruma hırslanan davulcu amcalar bunlar uyanmadı deyip yeniden... yeniden... yeniden geçiyorlar.
 Dar sokakta yankılanan korku filmini andırır ritimsiz davul sesiyle birlikte arabaların alarmları çalmaya başlıyor. İşte benim kabusum bu noktada   başlıyor.
6 senedir Nazan uyandı uyanacak, tamam be adam bi kere geçtin daha ne geçip duruyorsun diye davul kabusu bitene kadar bekliyorum.
Uyandımıydı işim bitti. Sabaha kadar oturacağız demektir.

Yıllar önce 23 Nisan Ramazan ayına denk gelmişti. O yıllarda yabancı ülkelerden gelen çocukları evine alabilmen için ev halkının neredeyse dört dil bilmesi gerekiyordu.
Bizim apartmanda da bir tane Rus, bir tane de  Norveçli arkadaş vardı.
Pek sevgili Norveçli misafirimize ramazan ayını anlatana kadar çatlamıştık apartmanca.
Neden?
Şimdi olaya onun gözüyle bakınca çok komik bir durum çıkıyor hakkaten. Geçenin bir yarısı gümbür gümbür, dambır dambır bir davulcu geliyor.
Korku filmi gibi...
Çocuk yatağından fırlıyor. Sonra farkediyor. Ev halkı saç baş dağınık, asık suratlı, uykulu, pijamalarıyla hazırlanmış bir sofraya oturuyor. Bir haftada yedikleri kadar yemek yiyorlar. Tıka basa mideyi dolduruyorlar. Üstüne bol bol su içiyorlar ve aynı uyuşuklukla yatıyorlar.!!!

Bilmeyenin  gözüyle nasıl sizce?

Eskiyi yaşatmak güzel birşeydir de, eskiyle yaşamak ürkütücü oluyor bazen. 
Davul bazı yerde güzel, bazı yerde komik. Örneğin kayınvalidem ankaranın en işlek caddesinde oturuyor. Davulcu ordan geçerken Doc arabanın üstünde geçiyor:) Komik hakkaten. İşte o zaman eskiyi yadetmek olmuyor, eskiyle yaşamak oluyor.
Ama Anneannemlerin orada oruç ezanla açılmıyor. Top patlayınca açılıyor. İşte bu güzel.

Uzun lafın kısası davuluna rağmen ramazan güzel. Bereket var sanki. Ucunda bayram var.

nimet

22 Eylül 2006

Gururluyum ya:)


Zor büyüttük. Ankara'nın bir ucundan başka bir ucuna taşındı her sabah, her akşam. Kreş servislerinde büyüdü.

6 yaşındaki hayatı ona, "ben hiç çocuk olmadım ki" dedirtecek kadar ne yaşattı bilemiyorum. Suçlanmalımıyım onu da bilemiyorum.

Ama bildiğim birşey varsa o da;
oynamadığım oyuncakları hastanedeki çocuklara götür onlar oynasınlar benim çok var......
kreşe gitmeseydimde sokak çocuğu mu olsaydım..... kreşe gitmezsem iyi eğitim alamam...
diyecek kadar akıllı bir kızım var.

O doğduğundan beri hayat mücadelesi içinde. Hasta olunca bana kim bakacak telaşı içinde. İzin alamazsak ne olur sorusunun çözümü var hep beyninde. İlk kez bulunduğu bir ortamda ilk sorduğu soru "buranın kuralı nedir?" oluyor. Onun hayatı böyle.

Bu sabah ilk defa kendi başına okulunun servisine bindirdik. Bildiğim bütün duaları okudum ve hatta arkasından su dökesim bile vardı vallahi:) Gözlerim çakmak çakmak oldu.
Basit bir anaokuluna bu kadar gururlandıksa devamı durumlarda nasıl bir hal alırız ki! Fakülteden mezun olup ta kep fırlattığında krize girip , gelin olup giderken de arabanın altına atlayıp ya canımı ya kızımı mı deriz acaba:)))

Nimet
Anne

16 Eylül 2006

HAMAM


Hiç hamama gittiniz mi? Hani şöyle doğal kaynak suyuyla yıkanılan hamamlara.....öyle dejenere olmuş, bikiniyle girilen şehir hamamlarından ziyade, hamam kültürü olan kasaba hamamlarına gitmelisiniz.
Hamam kültürü bambaşka bir kültürdür.
Hamamda tas, takunya,yer kavgası bambaşka bir zevktir:)


Çocuklar savunmasızdır. Kaçamazlar ayakları kayar. Annelerinin elinde lif vardır, kese vardır. Çocuğunun kirini sökmeye kararlıdır. Derisini yüzercesine yıkarlar. Çoğu zaman ağlama sesleriyle karışır su sesleri.

Teyzeler, nineler, anneler çıplaklıklarından utanmazlar. Genç kızlarda vardır. Hafiften utanırlar. Yanakları kırmızı kırmızı olur, tazedirler. Onları seyreden tombul teyzeler olur genelde. Oğullarına kız bakarlar. Yanındaki diğer tombul teyzeye sorarlar "şu kız kim" "filanın kızı" ..... şeklinde secereler öğrenilir.
Yenilenmişsin gibi gelir insana. Bi de çıktıktan sonra buz gibi bir gazoz içiyorsan değme gitsin keyfine. Hamam kültürü ile büyüdüm ben. Uzun zaman oldu gidemeyeli. Özlemle yaptım bu tabloyu. Tüm resimler bir bütün aslında ama hikayeleri farklı.

12 Eylül 2006

OLAĞAN

Bir ay evde yan gelip yattıktan sonra işe başlamak zor geldi.

Yine devamlı beynim meşkul, bitmemiş bir iş varmış gibi, hiç birşey atlamamak için çaba sarfeder halde ortalıkta dolanıyorum. Yine iş çok, yine de uykum var gibi sanki.

Yine işyerinde yeni yasaklarla beraber eski yasaklar devam ediyor. Yakında bizi kuleye kapatacaklar.  Blog arkadaşlarımı akşamları evden takip etmeye çalışıyorum! ve tez zamanda bu yasaklar kulesinden kurtulmayı ümit ediyorum.

Tabi değişikliklerde var hayatımda:) Yıllar sonra 35 yaş krizimle bulduğum Hülya arkadaşımdan mail aldım. Uzun uzun yazışıyoruz. Biriktirmişiz geçmişimizi. Geçen 15 yıldan sonra o kadar çok detay hatırlıyoruz ki şaşırtıcı. Dostum Hülyamı yeniden hayatıma kattığım için mutluyum.

Çaktırmadan bir dizi seyrediyorum ben bide bu aralar yahu. Gülmeyin vallahi önemli bir detay bu! En son 1990 lı yıllarda Hayat Ağacını seyretmiştim. Oturup bölüm bölüm takip etmiştim. Bu seyrettiğim diziye de yavaştan yavaştan başladım hala da devam ettiriyorum!!!
Du bakalım ne zaman sıkılacağım.

Yaptığım tablomu bitirdim içim boşluğa düştü. Yeni bişeyler yaratmam gerek. Yeniden doğmam gerek.

Kızım haftaya anaokuluna başlayacak içim sıkılıyor. Milli Eğitime kaptırdı kendini. Eğitiminin ucu nereden çıkacak bakalım.

iki arada bi derede Kibariyenin de dediği gibi attırıvereyim dedim iki yazı:) Sonra geniş vakit yeniden geleceğim.

nimet

05 Eylül 2006

SÜPRİZZZ......

dün akşam öyle süklüm püklüm eşofmanlarla oturmuş, saç baş dağınık şirret kadın görüntüsünde   çocukların  gelmesini bekler iken kapı çaldı. 
Kapıyı açtım, üç tane küçük insanın gülen gözleriyle , üç tane büyük insanın mutlu yüzleriyle bağırarak SÜPRİZZZZ demeleriyle şoka girecektim nerdeyse. 
Aman allahım saçım başım da dağınık.... hay allah üstüm başım... makyajımı da yıkamıştım yahu diyerek saçmaladım biraz:)
sevgili arkadaşım crescent gün boyu mail kutularını dolduracak kadar mailleşip bir ayar yaparak bu süprizi hazırlamış bana:) masadaki mamaları crescentim işten eve koşarak gelip aceleyle hazırlamış. Sonra da herşeyi toparlayıp bana getirmişler. Hayatımın ilk süpriziydi. Bu ilki de 35 yaşımı bitirirken yaşamak bi ayrı anlamlı oldu. Teşekkürederim.


nimet

04 Eylül 2006

Hem sarhoşumm..hem yastayımm...


Hayatımın bükülme noktasındayım bugün. Yukarıdan aşağıya inmeye başladığım noktada. .
Bugün benim doğum günüm. Hem sarhoşum, hem yastayım. Çünkü 35 yaşımı bitirdim:)

nimet

24 Ağustos 2006

içimde hatıralar delik deşik....

resim yapıyorum, olmadı kitap okuyorum, perdeler de kirlenmiş tatil bitmeden onları da yıkamak lazım, keyif keyif kulaklıksız müzik dinliyorum. Dolapları da mı düzeltsem ki derken, geçmişimi tıkıştırdığım poşet geçti elime:)
32 dişimi gösterir pis bir sırıtma yayıldı yüzüme:)

hemen bir kadeh şarap aldım. Müzikler açıldı. Ortam nostaljiye uygun hale getirildi.

Ortaokuldan başladım evlilik ve bu eve kadar geldim. En çokta ortaokulda yapılan hani o meşhurrr anket defterleri vardı ya:) orada takıldım.
Zarflarına kadar sakladığım arkadaş mektupları.. resimler.. temenniler.. anı defterleri..

Yollar ayrıldıktan sonra mektuplaşacak kadar samimi olduğum!! arkadaşlarımın bazılarının yüzünü hatırlamıyorum, bazılarının ismi bile çağrışım yapmıyor, ne acı.
Acaba hatırlarmıyım diyerek mektup içeriklerini okudum onlar bile yabancı geldi. İçlerinde merak ettiklerim vardı. Google amca devreye girdi hemen. Yaşasın internet yaşasın search dedim ama kimsenin izine rastlayamadım.
Kabak gibi ortada olan bi ben varım sanırım:)
CRESCENTİM:) aynı pis sırıtma ile 19 Nisan 1986 yılında sana yönelttiğim uzman anket sorularına verdiğin bazı cevapları keyif ile açıklıyorum:)
-İlerde ne olmak istersiniz
sen:doktor
-En sevdiğiniz diziler
sen: Mardin münih hattı, girdap, kağıt bebekler
:) bunlar ne ya:) ben nerdeydim bu diziler varken,
-Gelecekte nasıl biriyle yaşamak istersiniz? (ba ba ba soruya bak!!)
sen: Gelecekte nasıl birisiyle yaşayacağıma şimdi karar veremem. Ama mutlu olarak yaşamak isterim.
15-16 yaşlarında bir çocuk için iyi bir cevap kutlarım:))

sıra bende
-ilerde ne olmak istersiniz
ben:hukukçu (tutturmuşum galiba:))
-en sevdiğiniz diziler
ben:kuruntu ailesi, cosby ailesi, vegas, esrar perdesi (vegasla esrar perdesi de neymiş hiç hatırlamıyorum:)
-gelecekte nasıl birisiyle yaşamak istersiniz?
ben:sevdiğim biriyle mutlu yaşamak isterim. (eh klasik genç kız hayali işte:)


sonra.....
15 yıl öncesinden kalan hülya arkadaşımı buldum, mail attım. Henüz kendisinden cevap gelmedi, bekliyorum bakalım, merak içinde ve heyecanlıyım.

Esasen uzun zaman sonra bir arkadaştan yada bir zamanların can dostundan haber almak keyif verici oluyor. Bunun keyfini yaklaşık üç sene önce 16 yaşında hayatımın sırlarını paylaştığım mektup arkadaşımı bulmakla yaşamıştım.

Uzun zaman geçtikten sonra birden ortaya çıkıp çekinerek " ne yapıyorsun " diyorsun. Bir anda herşey önüne hazır geliyor. Evlenmiş, meslek sahibi olmuş, çoluk çocuğa karışmış... Kitabın ortasından başlamak gibi bişey:) e ortadan başlamakta güzel, son sayfayı okuyor olmakta vardı ama değilmi.

16 yaşında tuttuğum şiir defterime güzel güzel de şiirler yazmışım.  Bak sen kerataya diyerek kapanışı tüm dostlarıma atfen onlardan birisiyle yapayım ve tatilime kaldığım yerden devam edeyim. byyy....


Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini.
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını.
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.Bırak ben söyliyeyim güzelliğini,
Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber
Günlerden sonra bir gün,Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini.
Ve neden sonraTekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür,Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

CAHİT SITKI TARANCI

16 Ağustos 2006

Yanlış anlaşılmasın:)

TATİLDEYİM YANİ! Parmaklarım tatile çıktı:) 5 Eylül gibi dönecek.


Nimet

06 Ağustos 2006

Çok sıcak!!!

Kızgın kumlardan serin sulara atlayamadık belki ama kızgın şezlongtan serin havuza talim ettik. 
 
Öyyle tembel tembel yatmak ve birbirini kesen, flört eden, göze girmeye çalışan gençleri seyretmek pek bi eğlenceliydi.

Bir tarafta genç kızların ben güzelim edasıyla bikinileriyle gerine gerine yürümeleri, bir tarafta onları etkilemeye çalışan delikanlıların yüzme stilleri ile kendilerini göstermeye çalışmaları, başka bir tarafta bizim çocuklarla mücadelemiz:)
-cola isterim, tost isterim, kolluklarımı tak, kolluklarımı çıkar, çişim geldi:)

Bi tarafta çaktırmadan uyumaya çalışan kocalar....
Hespinden öte şu gamsız kedi!


nimet

02 Ağustos 2006

Hayat bazıları için çok acımasız oluyor!!!

Çok akıllı değildi okuyamadı ama güzel bir iş buldu. İşyerinde soysuzun birine kefil oldu, dolandırıldı. Evine haciz geldi. Dayanamadı hasta oldu. Hastalıklarıyla uğraşırken karısı terk etti, cocuğuyla ortada kaldı. İşinden atıldı. SSK'nın hastanelerinde hastalığına çare aradı ama olmadı yenik düştü hayata.

Çocukluğumuzu paylaştığımız Apartman arkadaşımdan bahsediyorum. Az önce annemlerin kapısının önünde 33 yıllık Tunca Apartmanı birliğini görünce eyvah dedik. 10 dakika önce haberi geldi dediler. Çığlıklar yükseliyordu annesinin evinden. Abisi ve kardeşinin başı yere eğik kapının önünde sessiz sessiz duruyorlardı. Üzüldüm. Bir garip oldum.

Mutlu geçirdiğimiz çocukluğumuzdan sonra Mehmetin hayata böyle veda ettiğine, 11. numara Hamdi'nin böbrek yetmezliği olup ta ablasından böbrek aldığına ama yinede gözlerinin kör kaldığına, 19 numara Hülya ablanın eşinin öldürüldüğüne şahit olduk.

Hayat!!!



30 Temmuz 2006

BACI KÖY

Bacıköy'ü keşfettik. Temellinin içinden geçilip yukarılara doğru ucsuz bucaksız ekin tarlalarını geçtikten sonra hop ortaya çıkıveriyor birden.
Çatısız çamurdan yapılmış kahverengi virane evler. Mutlu insanlar eski evlerine hiç dokunmadan yan tarafa yeni bir köy yapmışlar kendilerine. Cumhuriyet yolundaki yoksulluğumuzun sergisini gezmiş gibi olduk.
Fakat çok ilginç, köyden uzak o tarlaların kenarına bir yere Ankaradaki meşhur parkların hiçbirisinde göremediğimiz modernlikte malzemeler yerleştirilmiş. Yanından geçerken "herhalde imal ediliyorda buraya koyuvermişlerdir canım" dedik. Öyle ya ne işi vardı bu ekin tarlalarının yanında, kabak gibi güneşin ortasında!!!
Bacı köyden dönerken durduk park malzemelerinin yanında. Harbi harbi yerleştirmişler salıncakları, dönen salıncakları, dönen atlı karıncaları. hepsi manuel. direksiyon gibi bişeyle çevriliyor salıncaklar dönüyor!!!! Tabi nazan bu duruma pek sevindi:) Sadece nazana özel oyuncaklar.
Kendinle başbaşa kalacağın eski ama yeni garip bir ortamla tanıştık yani.

nimet

24 Temmuz 2006

Mevsimsel


Yazın şu yandaki çiçek gibi açıyor kalbim. Bilmem bi mutluluk var içimde. Önümüzdeki hafta adli tatile girdiğimiz için midir acaba? Yada ilkbaharla süregelen iç kıpırtısı yazın dolup taşan bir çoşkuya mı dönüşüyor?
Kitap okuma isteğim, resim yapma isteğim, gezip tozma isteğim depreşiyor. Dizi dizi kitaplar okuyorum, yeni yeni projelere başlıyorum. Yeni bir tabloya başladım. Heyecanlıyım. Akşamı zor ediyorum, başına geçsemde iki çizik atsam, çayımı alsamda çizdiklerimi seyretsem, olmadı desem yeniden çizmeye başlasam, çayımı soğutsam, yeniden çay getirsem..
Yürüyüşe mi gitsem, dondurma da yesem mi , çeşit çeşit yaz meyvesi de yiyebilirim, olmadı çay demleyip balkonda kitap okuyarak otursak mı püfür püfür eserken. Şortlar giyip yalınayak gezsem evin içinde. Yapacak çok şey var. Bitmesine bir ay kaldı çabuk olmalıyım.

nimet

11 Temmuz 2006

ŞU ÇILGIN TÜRKLER...



Okudunuz mu?

Önceleri uzak kaldım bu kitaptan. Herkesin elinde görmekten hoşnut olmadım pek. Popüler kitaplardan pek haz almam ben ve hatta gıcık olurum.

Sonra Annelergününde Babama hediye aldım. (doğru okudunuz:)) Hangi kitabın okumasının gerekli olduğu, klasikler, yazarlar açısından her zaman yardım ve örnek aldığım Babamın Şu Çılgın Türkler'i 20 günde 5 kez okuması ve paylaşırken ağlamasından çok etkilendim. Vakti geldi galiba okumanın dedim sonra.

Ve neticesinde bugüne kadar okumadığım için kendime lanet okudum. Okullarda Sakarya Muhaberesini "sakaryayı da kazandık" şeklinde geçiştiren kitaplarımı da kınıyorum ve ayrıca bu kitabın okullarda ders olarak okutulmasını istiyorum. Ota b...ka kampanya yapan insanlar bunun içinde kampanya yapsalar ve çocuklarımız doğru dürüst tarih öğrenseler. Ama hesabına gelmeyen insan da çok olacaktır kuşkusuz!!

Kitabın içinde M.Kemal ATATÜRK'ün söylemlerine de sıkça yer veriliyor. En çokta "CEHALET HALKIN SUÇU DEĞİLDİR" sözü hala geçerliliğini koruyor.

Bu kitaptan sonra Babama Latife Hanım'ı aldım. Latife Hanımı henüz okuyorum. Tarih bilgisi edinmek isteyen, latife hanımı merak eden ve çocuklarına doğru bilgi edindirmek isteyen herkesin bu kitabı da okuması gerekir.

nimet

29 Haziran 2006

EVİM EVİM GÜZEL EVİM




Bir giderken seviniyorum birde gelirken seviniyorum.
2006 yılı tatilinin en güzel yanı arkadaşlarımızla gitmemiz oldu. Daha da güzeli birbiriyle arkadaş olan çocuklarımızı oyalamak zorunda kalmamamız oldu.
Yine yorulduk. 10 gün içerisine bir yılda yapmak isteyipte yapamadıklarımızı sığdırmaya çalıştık. Sığdırabildik mi? Yok!
Her tatilde olduğu gibi çabaladık durduk. Ne yatacağım kardeşim, yatmayamı geldim ben! anlayışı hakim olduğu sürece de daha çokk çabalayacak gibiyiz.

Havuza biri büyük hacetini yapınca:) gülmeyin vallahi doğru:) denizin nimetlerinden bol bol faydalandık. Kumdan kaleler yapmanın keyfine vardık. Bol bol güneş aldık. Bol bol gezdik. Her ne kadar 6 yaşında olsalarda evlatlara kültür gezileri düzenledik. Gitmeden önce rejim yapıp,  gider gitmez verdiğimiz kiloları almak için gayret sarfettik:)
güzellikler yanında arada aksiliklerde oldu canım.

örneğin çocuklar arada teklediler. Antibiyotikle desteklendirilip olaya devam pozisyonuna getirildiler.
Giderken bir köpeğe çarptık. Arabanın tamponu yerinden oynadı biraz da çatladı. O esnada tek şeritli yolda sollama yapıyor olmamız ve köpeğin bizi tır'ın altına atması olasılığı %70 olmasına rağmen köpeğe bişey oldumu diye üzüldük. Gelirken aynı civarlarda benzer bir köpeğin oynadığını gördük sevindik.

Manavgat'da patlama olayının olduğu gün şelaleri geziyorduk. Çocuklar mızırdanınca , kurşunlu ve düden den sonra manavgata da gitmeyelim hadi dedik. İyi ki gitmedik diye sevindik. Yaralananlara üzüldük.

Tatil dönüşünün en gıcık yanı bana göre bavul boşaltma, çamaşır yıkama, yıkanan çamaşırları asma, toplama, ütüleme, yerleştirme, tam takır dolaba alışveriş yapma, açık büfeden dönen ev halkına yemek yapma telaşına girme vs.

Bu sene için artı bişey daha vardı Hayvanat Bahçesinden kaçan piton yılanı!!!
-ya kanalizasyona karışıpta herhangi bir tuvaletten çıkacaksa meret diye paronayak bir düşünceye kapıldığım için girer girmez bütün ev araştırıldı. 
Davetsiz misafire rastlanmadı.  
Hoşgeldim sefa getirdim. Evim evim güzel evim.

resimler crescent in makinesinden çıktı bu arada.


Nimet

07 Haziran 2006

UZANMIŞIZ KUMSALA..... GÜNEŞ DAMLAR İÇİMEEEE.....

15 günlük kısa bir tatile çıkıyoruz. Dostum Crescent ve çekirdek ailesi ve benim çekirdek ailem ile birlikte.
Antalya sahillerine doğru uzanalım biraz diyoruz :)
Kara çocuğuyuz biz:( Denize hasret geçiyor bir sezon. İki hafta keyfince yaşayabileceğin deniz muhabbeti ya var, ya yok ömrümüzde. Öyyle oturup denize bakıp durmak geliyor içimden çokca ve öylede yapıyorum. Heleki elimde bir bardak çayım varsa keyfime diyecek olmuyor çoğu zaman.
Neyse:) netice itibariyle kısa bir süre çevrim dışıyım. Görüşmek üzere.

Nimet

29 Mayıs 2006

BOYA/BADANA



Ev boş olacak bir kere. Evin içinde eşya varken çok zor oluyor. Ama zaman içerisinde illede yapılması lazım bu meretin:( Bugünlerde bizde boya badana işleri vardı. İlk yıllar ustaya yaptırdık. Seyrede seyrede işi öğrendik. Geçen sene oturma odamızı kendimiz boyasak nasıl olur dedik ve cesaret edip boyadık. Fena da olmadı be.... sonucu çıktı neticesinde:)
Bu sene de kızımın odasını boyadık. Okul öncesi hazırlığını tamamladık kendisinin. Bir tarafını pembe, bir tarafını lila rengi yaptım. Pembe tarafa lila çiçekler, lila tarafa pembe çiçekler boyadım. Çiçekler cd kutularının yardımıyla oldu bu arada:)


nimet

09 Mayıs 2006

ŞAKADA ŞUKADA

Aman ciddi ciddi başlık atmak istemedim. Sayfa benim değilmi kardeşim! :)
5 Mayıs 2006 günü üçüncüsü yapılan yargı mensupları karma resim sergimin açılış kokteyl'i vardı. Sevgili arkadasim, blog dostum ve ANKAN grubumun meleklerinden sardunya açılış kokteylinde yanımdaydı. Sardunyanın çektiği fotolardan yeni tablolarım efenim. İyi seyirler.

03 Mayıs 2006

TEK TIRNAKLI HAYVANLAR

Bir süredir haberlerde seyrediyorsunuzdur herhalde Ankara Adliye Personeli at eti yedi yok olmadı arada eşşek de varmış, hürriyete göre köpek de varmış.

Her olayı, her ortamı magazine eden ve hatta bundan bir eğlence payı çıkaran bizim işyeri mensupları (öyle olmasa da bu can sıkıcı meslekte vakit geçmiyor o da ayrı) bu durumu da değerlendirip kendisine tek tırnaklı hayvan eti yedirilmesini ti'ye aldığından, kişneyerek veya anırarak (doğru mu yazdım) konuşuyor:) Veya da "bu kadar iş yükünün altından nasıl kalkıldığı anlaşıldı, At gibi koşturuyoruz biz abi" muhabbetleri yapılıyor:)
Vallahi ne diyim güleriz ağlanacak halimize!!!!
Kendi adıma değerlendirecek olursam; yemekhanede yemek yemiyorum, zaten et de yemem. Ama at, eşek, köpek vs. tespitleri korkunç. Kaldı ki at nasıl bir attı? köpek nasıl bir köpekti? .....

nimet

30 Nisan 2006

YENİ HAYAT...


Ön balkonumuza bir süredir çıkamıyoruz.


Benim her yaz ısrarla çiçek ektiğim fakat büyümesi ve serpilmesi konusunda bir türlü başarılı olamadığım çiçek saksılarımdan birine bir güvercin konuşlandı.
Önceleri yuvalarını yaptılar. Sonra anne kuş bi oturdu bir daha kalkmadı. Kesin yumurtladı dedik. Küçük bir perde kıpırdanmasında uçan kuş bizim meraklı bakışlarımıza aldırış etmeden oturdu yerinde, o vakit anladık ki yumurtladı ve o artık bir anne!!
Aradan iki hafta daha geçti hala oturuyor bizimki. Merak ettik çıktık bu hafta sonu balkona.

Saksıyı bulunduğu yerden indirdik.
Tabi indirirken anne kuşumuz uçtu ve biz o harika iki yavruyla karşılaştık:))) İnanılmaz bir olay geldi bize. Çok mutlu olduk. Nazan ağaç kakan wody yi seyretmekten vazgeçti o kadar ilgisini çekti:))
Fakat sonra anne kuşun konduğu daldan bize baktığını ve hatta küçük gözlerindeki endişeyle bize baktını gördüm. Yavrularını yerine koyduk girdik içeri, çektik perdeleri, birazda uzakta durduk gelecekmi diye beklemeye başladık. Ya gelmezse diye suçlandık. Beş dakika sonra geldi anne kuş ama bize beş saat gibi geldi bu zaman.


Anne kuş geldi yerine oturdu, bize doğru baktı başını dik tuttu. Biraz da tedirgindi ama o bir anneydi. Hizasını bizden taraf yaptı ve artık hep bize bakıyor. Bizden gelecek olan herhangi bir tehlikeye karşı siper aldı sanki. Ama hala başı dik. Gözlerinde kızgınlık var gibi.

Bir daha kendisini rahatsız etmeyeceğiz. Balkon yasak artık bize. Bakalım ne zaman yavrular uçma seviyesine gelecek. Balkonumuzu onlara kiraladık bir süreliğine:))

nimet

25 Nisan 2006

Diyet Durumları....

Benimkisi öyle listesi, kalorisi olan diyet değil arkadaşlar. Her yaz başı başlayıp yazın ortalarında son bulan genellikle son bulması tatil menulerine denk gelen bir süreç şeklinde devam eder ve aşağıdaki şekilde gelişir;

Nimetin Diyet Listesi

Az yiyeceksin

Öyle akşamları abur cubur yok. Çikolata yememeye gayret edeceksin.

Dayanamaz yersende gündüz saatlerinde yiyeceksin

Akşam yemeklerinde sofrada artan sürten yemekleri bitirmeyeceksin

Sabahları sakaryada, misss gibi poğaça kokularının arasında yürürken hadi bir poğaça alayım bugün demeyeceksin.

Kesinlikle magnum dondurmadan uzak duracaksın.

Üçü bir arada yı azaltacaksın. Günde bir taneye indirecek veya içmeyeceksin.. Onun yerine bitki çaylarına devam edeceksin..

Hafta sonları diyeti bozacaksın:)

Pazartesileri yeniden başlayacaksın...

Gündüz işyerinde ikram edilen pasta böreklere karşılık, ben diyetteyim diyeceksin ama yine de ucundan biraz yiyeceksin!

Arkadaşlarının, devamlı diyettesin sende! Yine mi diyettesin! Ne gerek var canım kim ölmüş yemeden! vs. vs. söylemlerine karşılık dimdik duracaksın.

Yemek yeme krizi gelince feşhın tv yi seyredeceksin. Mankenleri gördükçe hırsa gelip üstüne bi bardak su içeceksin......

Bu liste ile iki hafta da bir kilo kadar verdim gibi bakalım:))


nimet

24 Nisan 2006

Maratona devam...


Cumartesi-Pazar canavarıyız biz. Bütün bir hafta uyuz uyuz yaşayıp haftasonu canavar oluyoruz. Başka tatil yok hadin bakalım iki gün size, elinizi çabuk tutun diyen bir güç var zihnimizde. Önümüzdeki 3 hafta sonunun planı yapılmış durumda. Planlardan arta kalan zamanlar için de yeni yeni planlar yapıp olayı abartıyoruz. Olmadı bide üstüne televizyon makinesi ve beyaz show'u köküne kadar seyrediyoruz. Aman diyim boşa geçirmeyelim hafta sonu tatilini, ziyan olursa üzülürüz sonra Allah muhafaza yani dimi :)
Rejime başlamıştım ama dayanamadım magnum dondurma yedim. Suçlu hissediyorum kendimi. Vergi kaçırmışım gibi falan hissediyorum hatta!

Yeni haftama merhaba. Haftasonu için enerji toplamam lazım.

nimet

18 Nisan 2006

Ne Yapmali?


Bu aralar kafam çok karışık. Nazanın okul dönemi geldi çattı. Mesele ilkokul birinci sınıfa başlatsam mı yoksa anaokuluna mı başlatsam.
Biz ilkokula ne zaman başlamıştık diye düşünüyorum bir taraftan. 6 yaşımızı bitirip 7 den gün aldığımız zaman mı, yoksa 7 yaşını bitirip 8 den gün aldığımız zaman mı?
Devamlı çocuğun hareketlerini takip ediyorum. Kendi başına bir birey olabilir mi? Kantinden simit alabilir mi? Taciz edilse ses çıkarabilir mi? İyice manyak olduk. Okul haberleri çıktığından bu yana haber seyretmiyorum. Gazete okumuyorum. Nereye kadar okunmayacak o da ayrı ama gerçeklerde apayrı, uçarı kaçarı yok.
Anaokulu tarafım ağır basıyor biraz. Biraz geç başlasa ilkokula ne olur? Hayatından yıl mı çalmış olurum. Annemlerde bu kadar düşünmüşmüydü bizi acaba? Yoksa onlar gibi saldım çayıra mevlam kayıra mı desem ki:)
Aman ne biliyim işte annelik zor zenaat. Öyle hindi gibi düşünür dururuz. Arada bi celallenir kabarırız, olmadı yeniden düşüncelere dalarız!!!

nimet

12 Nisan 2006

YIL 2005.....






2006 yılına da az kaldı dostlarım. Mayısta insallah:)

nimet